Tam 2 gün içinde
yetiştirmem gereken dünyanın işi varken bunu yazmamam gerekse de sonraya
bırakamayacağım!
Sürekli karşıma çıkan
birinci dünya ve üçüncü dünya ülkeleri tabirleri beni son derece rahatsız
ediyor. Elimizde bir tek tane dünya varken neyin birincisi ve üçüncüsü? Dahası ikinciden
neden hiç kimse bahsetmiyor?
Ocak sonunda İtalya’dan
misafirlerim vardı. Toplu taşıma sistemimize bayıldılar! Hem özel girişim hem
de kamunun aynı işlevi yapıyor olmasına inanamadılar. Giderken son vardıkları
karar eğer İstanbul “üçüncü dünya”nın bir parçasıysa onların ne olduğuna isim
veremedikleri ve bu kadar gelişebilmek için dünyanın işini yapmaları
gerektiğiydi. Gezdiğimiz yerler de Nişantaşı, Etiler gibi lüks yerler değil,
aksine Kadıköy çarşı içi, tarihi yarım ada gibi hayatın canlı olduğu yerlerdi.
Kendini birinci görmek
isteyen zavallı olduğunu düşündüğüm bir gruptan öteye gidemeyen, dünya ekosistemine
en büyük zararı yüzyıldan fazla zamandır veren bu ülkeler kendi hayatlarını ve
beraberlerinde bizimkileri de mahvetmekte birinci olabilirler ancak! Bazı akademik
metinlerde karşılaştığım kadarıyla New York, Chicago’dansa Kahire’ye daha çok
benziyormuş, dahası sonunda itiraf etmişler, aman efendim nasıl olurmuş…
Bir tane dünya var ve
hoşumuza gitse de gitmese de hepimiz onun bir parçasıyız, burada ortak bir
yaşam sürüyoruz ve hepimiz birbirimize bağlıyız! Sen dünyanın bir ucunda oturup
üzerinde benim de hakkım olan doğal kaynakları, babanın malıymış gibi
tüketemezsin üstüne de tüketirken ortak soluduğumuz havayı kirletemezsin!
Kabul edin ki birinci dünya denilen yer sadece kendini beğenmiş olduğu için kendi kendine ayrımcılık yapıyor ve tek olan dünyayı parçalara ayırmaya çalışıyor!
Birinci dünya da yok beşinci dünya da!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder