Marketlerde satılan yoğurdun bile ne tadı ne de kıvamı yoğurt gibi! Sanırım sütler de pek harika değiller ki artık kullandığım bardak yağlanmıyor bile... Çocukken içtiklerimin tadlarına yaklaşmıyorlar da.
Peki hata nerede?
Eskiden insanlar çok mu sağlıksız koşullarda yaşıyorlarmış da biz şimdi gündelik hayatımızı kimyasallar üzerine kurunca çok sağlıklı yaşar olduk?
Yoksa çeşitli hastalıkların görülme oranlarındaki değişim, aslında kendimize yabancılaşıp doğadan ve doğal olandan kopmamızdan mı kaynaklanıyor?
Yoğurtlara taktım, evet. Çünkü ne zamandır evde süt mayalayarak yoğurt yapmaya kalksak sonuç ayranımsı bir şeyden öteye geçemiyor (sütü uyumaya bırakmak olarak duyum bir yerde mayalamayı, tanımlama çok hoşuma gitti). Sadece iki tane şey karıştırıldığından ya sütler tam olarak süt değil, ya da, markette satılan probiyotik prebiyotik bakteriler açısından zengin denilen ve denilmeyen, yoğurtlar yoğurt değil.
En son bir haber olarak geçmişti üreticilerin yoğurtlara kattıkları, ya süt tozuydu ya da yoğurt, tozun oranını %5,10 gibi bir şeyden %25e çıkartma izni veren bir yönetmelik ya da yasa...
Hayatımın değerinin paradan daha az olmasına katlanamıyorum. Para ticaret için bir araçken, neredeyse hepimizin hayatlarının merkezinde duruyor ve amaç haline geldi. Eh ticaretin temeli de kendim üretemediğimi başkasından karşılamam idi, şimdi sağlık, eğitim, gıda, yani en temel ihtiyaçlar birer meta oldu. Sanırım en açık örneği de tükettiğimiz gıdalardaki yapay madde oranlarının sürekli arttırılması...
Aslında primitif yaşam sürdürenler hala para denilen nesneye ihtiyaç duymuyor, ne de olsa doğa ihtiyacımız olan her şeyi veriyor. Ama biz ne kadar yoldan çıkmışsak artık, özümüz olan doğayı da mahvetmeyi başardık! Şimdi hiç birimiz gidip toplayıcılık veya avcılık yapacak değiliz. Demek ki verilen zararları onarıp sürdürülebilir bir yöntem bulmamız gerekli. Bu da her türlü canlının hayatına (bitkiler de birer canlı) eşit değer vermek bir türün diğerinden üstün olmadığını, hepsinin birbirine bağlı olduğunu kabul etmek gerek. Sivrisinek de kurbağa da aynı derecede yaşam hakkına sahip. Eh bizlerde!
Bir şeyin sürdürülebilir olarak gerçekleştirilmesi demek doğa ananın kendi yöntemleriyle ters düşmeyen (hatta onun yöntemi en iyisi kabul edelim) uygulamalar gerekli. Buna yoğurtlar da dahil! Ben de doğa ananın bir yaratığı olarak onun yöntemleri ve malzemeleri ile yaşayabilirim ancak, yoksa dengem bozulur.
Bu da demek ki, insanlar aç gözlü olmayacak, daha fazla para kazanayım derken benim hayatımla oynamayacak, devlet denilen düzenleyici de işini doğru yapacak! Yozlaşmış adamlardan oluşmayacak, onları oraya seçenler mantıklı davranacak, mantıklı davranabilmeleri için de iyi eğitilmiş ve sağlıklı beslenmiş olacaklar.
Eh sağlam kafa sağlam vücutta bulunur diyen Ata'm bunları 90 yıl önceden boşuna dememiş.
Yoğurt gibi vücuttan toksinleri temizleme, zehirlenmelere ilaç olma özelliğine sahip bir ürün yapay olursa bu özelliklerini yerine getiremez! Bunun havuç için yapılmış deneysel kanıtları da var.
Lütfen birbirimize saygı duyalım, başkalarını kazıklamaya çalışmaktan vazgeçelim. Sonuçta kendimizden başkası değildir kazık attığımız!